28 Mayıs 2012 Pazartesi

ADANA DEMİRSPOR ŞAMPİYONLUK YOLUNDA ...-ORTAK METİN-




Demirspor’un tarihi bir fırsat yakaladığını düşünüyorum. Bugün maçı kazanıp karşımıza çıkan rakip kim olursa olsun, ayağımıza gelen bu fırsatı tepmeyip Bank Asya’ya çıkacağımızı düşünüyorum.
Bu önemli günde Demirspor takımının arkasında Demirspor taraftarının olması gerekir. Tüm Türkiye’nin imrendiği, saygı duyduğu, sempati beslediği taraftarının Perşembe günü Denizli’de olması gerekir. Bu sebeple Perşembe günü Denizli’ye
100 Otobüs İstiyoruz.
Belediyeler
Büyük Şirketler
İş Adamları
Büyük sanayi kuruluşları
Fabrika, atölye, iş yeri sahipleri
Sanayi, Ticaret Odaları
Siyasiler, milletvekilleri
Siyasi Partilerin il ve ilçe başkanlıkları
Odalar, Dernekler, Vakıflar
Otobüs firmaları, İnşaat Şirketleri
Demirspor Sevdalıları
100 Otobüs İstiyoruz
Bizi söyletmeyin
Her seferinde kampanya düzenlettirmeyin
Bir kere de sizin ciğerinizden bir şeyler kopsun
Bir kere de siz fedakarlıkta bulunun
Demirspor taraftarı unutmaz. Bir bakın, dönün bir bakın. Demirspor’a ait taraftar bloglarına, statlarda taşınan pankartlara, atılan sloganlara bir bakın. Hepsi de Demirspor taraftarının unutmadığı ve unutturmayacağı değerlerine aittir. Muharrem Gülergin’i, Bekir Çınar’ı unutmaz. Tüm Türkiye’nin büyük Demirsporlu adlettiği Fatih Terim’i anmaz bile. İstanbul’daki Eyüp Belediye Başkanını unutmaz, Adana’daki bir marketi anmaz bile.
100 Otobüs İstiyoruz
Demirspor taraftarı unutmaz. Bu sefer söyletmeyin. Şimdiden otobüs kaldırmak için kulüple temasa geçin. Elinizden geleni esirgemeyin. Bu festivale siz de ortak olun. Futbolcular ve taraftarlar olarak bizde elimizden geleni yapalım. Perşembe akşamı bu kenti yakalım.

NOT: METİN DEMİRSPORLU TARAFTARLARCA YAZILMIŞTIR. ORTAK BİR METİNDİR.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

OĞLUM BAK GİT ÜZERİNE SOSYOLOJİK VE PSİKOLOJİK BİR ANALİZ

Malumunuz son zamanlarda sosyal medya'da hemen hemen her platforma bir video dolaşıyor. Atarlı bir ergen diyebileceğimiz bir çocuk eline aldığı kemeriyle, çöpçü abimize tehditler savuruyor. Çöpcü abimiz atarlı ergen tarafından kendisine bu saldırganca tutum karşısında önce "oğlum bak git" diyerek uyarı da bulunuyor, daha sonra uyarılarının fayda etmediğini gören emekçi abimiz damarlarındaki asil kanın kendisine vermiş olduğu yetkiye dayanarak çocuğu süpürgesiyle dövüyor.


İlgili videoyu izlemek için:


Hepimiz hayatımızın bir döneminde aslında bu videodaki çocuk olmuşuzdur. İçimizdeki o ergenin coşkusuna bırakıp kendimizi, karşımızdaki insana amiyane tabirle racon kesmişizdir.  Başımızdan büyük işlere karıştığımız, kendimizi gereğinden fazla abarttığımız zamanlardan bahsediyorum size. Olmadı mı sizin? Muhtemelen anımsamasanız da olmuştur o ergensi tavırlar. O meşhur reklamın sloganına atıf da bulunurcasına, kontrolü kaybettiğimiz, bazı şeyleri fazlaca abarttığımız zamanlardan...Ya da bizim de bu atarlı ergen gibi karşımıza çıkıp bize kafa açanlar olmuştur. Ama her iki durumda da uyarıdan sonra bu tarz bir girişimde bulunmaya çoğumuz cesaret edememişizdir. Çöpçü, muhtemelen tesadüf eseri çekilen bu video sonucunda bir neslin umudu oldu. Oğlum bak git diyen yeni bir neslin  gerçek idolü olmayı başardı süpürgesi sayesinde. Bu nesil, her an atarlı bir ergen tarafından kafa açılmaya müsait bir nesil olsa da içerisinde bir asi bir dinamizm de barındırıyor.

 Bu video da aslında izleyiciyi taraf tutmaya iten bir tarafta var. Olay sonucunda kafasına 12 dikiş atılan çocuğu haksız buluyoruz videoyu izlerken, olayın öncesini bilmiyoruz, sadece tahmin ediyoruz. Çocuğun o Game of Thrones'deki Joffrey'e benzeyen ergen tavrı bizi rahatsız ediyor. O an elinde tuttuğu kemerle, ya da çöpçü gibi onu dövmek istiyoruz. Videonun içinde olan mesaj bu aslında. Bunun maksatlı bir şekilde verilmediği muhakkak. Bu vesileyle aslında şiddeti makul gören bir şeyler var bu videoda. Öyle yaparsan böyle bir sonuca da katlanacaksın gibi bir mizah unsurunu da görmemezlikten gelemeyiz.

Çöpçü abimiz ise, sakin, cool , ekmeğinin peşinde olan adam. Onun yanındayız biz. Videonun bizden istediği bu. Çöpçü abimizin süpürgesiyle giriştiği o an ise hem komik hem de içimizdeki susturduğumuz ergenin ve gizlediğimiz sanal şiddetin en büyük simgesi.


Video sosyal medya'da patlayınca, çocuğun bir röportajı da aslında tüm analizleri tamamlayacak cinsten, abi siz beni yanlış anladınız, şiddet kötüdür vs.  :





23 Mayıs 2012 Çarşamba

ADANA DEMİRSPOR 1 BALIKESİRSPOR 0

Hani bazı maçlar vardır, yıllar geçse de anımsarsınız o maçları, bu maçta öyle bir maç oldu benim için. Hesap makinesiyle çekildiğini düşündüğüm bir görüntü içerisinde ne yazık ki elimde olmayan sebeplerden ötürü televizyonda izledim maçı.

 Maça Denizli Atatürk stadında güzel bir futbolla başladı Demirspor'umuz. Henüz maçın başında futbolcularımızın istekli oyunu, tribünde yer alan şimşeklerin etkili tezahüratıyla güzel bir maç olacağının sinyalleri vardı.  Raşit'in ceza sahasının dışından attığı harika golü ile ilk yarıyı 1-0 önde kapadık.

 2.yarıya Balıkesirspor atak bir futbolla başladı. Kardeşimle beraber maçı izlerken, adeta tırnaklarımızı yedik. Şans sanırım ilk defa bizden yana bu kadar çok gülüyordu. Öyle ki ceza sahasının içerisinde bomboş kaleye topu atamayan rakip takımın forvet oyuncusu, tribünlere yollarken topu, ilk defa şans bizden yana herhalde izlenimi uyandırdı. Şaştık kaldık biraz bu duruma. Zira biz şansın bu kadar bizden yana olduğu durumlara pek alışık değiliz. Sevdik bu işi...

 Maç esnasında öldük öldük dirildik. Maç sonunda şimşekler grubunun meşale şovu gerçekten izlenmeye değerdi.Futbolcuların inancı Demirspor'a gönül vermiş binlerce insanı uykusuz bırakacak bu gece. Özellikle kalecimiz Şener'in harika performansı düşmanlarını çatlatacak cinsten...

 Henüz her şey bitmiş değil. Önümüzde Bugsaşspor ile yapacağımız bir yarı final maçı var. Sonra yenmemiz halinde ise 1.lige çıkmak için bir final karşılaşması daha yapacağız.

 Güzel bir maç izledik bugün, şansın bizden yana olması, galip gelmemiz, futbolcuların ve taraftarların inancı güzel vesselam.

Olacak bu sene, inanıyoruz...

Futbolcumuz Emre Balcı'nın dediği gibi:

Bizden çok daha iyi oynayabilirsiniz ama bizden çok inanamazsınız.

About Me

http://about.me/hakanaltay

22 Mayıs 2012 Salı

#Ozaniçin1imzadaSenVer

 Ozan henüz 6 yaşında bir çocuk.  Geçen yazımda bahsettiğim  Zeze gibi, Aliş gibi, Porsuk nehrinde boğulan çocuk gibi... Çocuk... Her çocuk birbirinden farklıdır. Kilo, boy, göz rengi gibi çocuklar arasında her insan arasında olduğu gibi farklılıklar görülebilir. Bundan daha normal bir şey olamaz. Ozan'ın "normal" olarak gördüğümüz çocuklardan tek bir farkı var:  otistik. Ailesi Ozan'ı  gayet normal bir şekilde diğer yaşıtları gibi okula yazdırmak istemiş. Öğretmenleri desteklemesi rağmen; Ozan'ın farklılığını gözünde okul yönetimi çok büyütmüş olacak ki, kayıt olması için yönetim tarafından kabul görmemiş.

 Okullar neden var? Bu olayı duyunca aklıma bu  soru geldi. Nedir yani, okula giden insanların hepsinin aynı olması mı gerek? Herkes aynı mı olmalı? Tüm bu eğitim bilimcilerimizin, üzerine vardığı ortak karar bu mudur? Herkes aynı olsun; böylece her şey güllük gülistanlık olur...

 Türkiye'de otistik evladı olan binlerce insan var, bu insanlar mütemadiyen böyle bir sorunla karşılaşıyorlar. Çocuklarını, her çocuk gibi yaşları geldiğinde okula götürmek istiyorlar. Bu onların en doğal hakkı. Anayasa'da tanımlandığı gibi, "bireyin eğitim hakkı engellenemez". Bir çocuğu eğitimci olarak  gayri iradi özelliklerinden dolayı asla  dışlayamazsınız.

 Türkiye'de engelli insanların işi gerçekten zor. Engelliler hayatın bir gerçeği olmasına rağmen onları toplumsal hayattan uzaklaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Engelliler stada , konsere ,  tiyatro'ya,  sinemaya, okula gelmesin. Engelliler trafiğe de çıkmasın. Bu mudur yani? Bu insanlar sosyalleşemeyecek mi? Onları eve mi mahkum etmeliyiz?

Engellileri yaşadığımız saçma sapan hayata çekmeye çalışıyoruz vesselam.

O kadar sığ bir hayatın içerisinde yaşıyoruz ki...Bize benzemeyen, bizim gibi olmayan insanları dışlamak konusunda üstümüze hiç yok!

Ayrımcı, bencil, ufacık bir kavanoz içerisinde yaşayan insanlar olduk çıktık. Ufacık çocukları yaftalamaktan, gruplara ayırmaktan vazgeçin. Onlar çocuk. Bu gerçeği unuttuğunuz için oluyor bu tür saçmalıklar...

Sormamız gereken asıl soru şu: Bugüne kadar otistik çocukları okula almadınız da ne oldu?

Tüm bu saçmalıklara bir tepki göstermek istiyorsan eğer;

 #Ozaniçin1imzadaSenVer

http://www.change.org/petitions/discrimination-case-ozan-bar%C4%B1%C5%9F-sanl%C4%B1soy-e%C4%9Fitimde-ayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1%C4%9Fa-son-verilmesi?utm_medium=twitter&utm_source=share_petition

20 Mayıs 2012 Pazar

ADANA DEMİRSPORLU FUTBOLCULARA AÇIK MEKTUP

BÜYÜK ADANA  DEMİRSPOR  TAKIMININ DEĞERLİ FUTBOLCULARINA,

Bizler Demirspor'a gönül vermiş, kendi şehrinin takımına sahip çıkmanın onurunu ve mutluluğunu her daim yaşayan taraftarlarız. Yeri geldi takımımız için açlık grevi yaptık, yeri geldi binlerce kilometre yol gittik, uykusuz kaldık. Kimimiz asker oldu ranzasına ADS yazısını kazıdı, kimimiz final haftasında sınavına giremedi maça gelip mavi şimşek diye bağırdı. Ne yaptıysak takımımız için yaptık. Karşılık beklemedik, çok büyük acılar çektik. Dünya'da Adana Demirspor taraftarı kadar cefa çekmiş bir takım var mıdır? Bilemiyorum. Bizler çektik, bunun için şikayetçi değiliz. Taraftarız biz çekeriz cefa...70 küsür yıllık, neresinden bakarsanız bakın tarih kokan, efsane bir kulübün armasını taşıyoruz. Bunun onurunu ve gururunu yaşıyoruz.

Sizlerin senenin en başından beri yaşamış olduğunuz sıkıntıları biliyoruz. Yeri geldi haftalarca para almadığınız oldu. Buna rağmen takım için aslanlar gibi çıktınız savaştınız, bunları tekrar tekrar yazmanın gereği yok, hepsini çok  iyi biliyoruz.  Mücade ve azminizi her Demirspor taraftarı inanın biliyor. Sizi en iyi anlayan bizleriz.

Yıllar sonra efsane olmak ister misiniz? Hayatta her şey geçici, yıllar geçer yaptıklarınız kalır. Bizi şampiyon yapın şehrin her yerini mavi laciverte boyayalım.

Yıllardır şampiyonluk özlemiyle yanıp tutuşan, binlerce insana ilham verebilirsiniz. Evet, bunu yapabilirsiniz. Bu halkın özlemini duyduğu başarıya kavuşturun, eğer bu halk, Adana Demirspor'a gönül vermiş olan yüzbinlerce insan size destek vermezse o zaman çıkın deyin: Vefasızmışsınız deyin. Deyin, gerçekten deyin bunu, bu halk sizin isminizi bu şehre altın harflerle yazmaz, sizi efsane yapmazsa o zaman deyin ki yapmadınız deyin. İnanın yaparız, on yıl değil yüz yıl geçer bu şehirde isminiz kalır.

Demirspor taraftarının yüreğine kazanmak istiyorsanız bizi şampiyon yapın. Bu şehir size ihtiyacını duyduğunuz her şeyi fazlasıyla verir. Artık bu özlem son bulsun.

Bunu yapabilirsiniz. Tarih yazabilirsiniz. Bu şehre adınızı altın harflerle yazdırıp, efsane olabilirsiniz. Yapabilirsiniz...Bizler İnanıyoruz. Siz de İnanın!


Saygılarımla.

Not: Büyük Demirspor taraftarlarına çağrımdır. Bu yazıyı her yere paylaşalım.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Çocuk Kitabı

 Çocuklara neler okutuyoruz öyle? Açın bakın, doğru düzgün içeriği olan bir çocuk kitabı çok az görürsünüz.

Kimi Ömer Seyfettin'in kitaplarında olduğu gibi, Taliban'ın intihar kamplarında beyin yıkamak gibi bir misyonu olabilecek hikayeler (Bomba) , kimi çocuklara şiddet duygusunu verecek (Pal sokağı çocukları), kimi de mütemadiyen ölmek isteyen bir çocuk olan kahramana sahip bir kitap(Şeker Portakalı). Çocuk kitaplarını okudukça hayretler içerisinde kalıyorum. İşin ilginç yanı ise bu tarz kitapları sanki hiçbir sakıncası yokmuş gibi okutuyor olmamız.  Örnekleri çoğaltmak mümkün lakin ben saded ile olan aramdaki mesafeyi azaltarak sizlere bu hafta sonu yazdığım çocuk kitabından bahsetmek istiyorum.

 Ben yukarıda bahsettiğim durumlardan rahatsız olduğum için bir çocuk kitabı yazmaya karar verdim. Çocukların da insan olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak (Yaşar Kemal diyor ya hani) . Tamamen kendi imkanlarımdan bir çocuk kitabı hazırladım. Sizlerde isterseniz çocuk kitabı nasıl yazılır, yapılır anlatacağım:

Öncelikle word'de normal olarak hikayemizi yazıyoruz. Mümkün olduğunca çocukların bakış açısına ve seviyesine göre yazıyoruz hikayemizi.  Daha sonra word'de writing hard mutlu (ilkokul güzel yazı ile yazmanız için) indiriyoruz ve yazımızı ona çeviriyoruz.

 Çocuk kitaplarının olmazsa olmazı resimlerdir. Bunun için elimizden geldiğince her sayfayı resimlerle donatmamız gerek. Normal A4 kağıdına resimler çizip, boyamalarımızı da yapıyoruz renkli bir şekilde.

 Yazdığımız hikayeye göre kırtasiyeden A3 kağıt alıyoruz. A3 kağıdını ikiye bölüp, yorgan ipiyle katladığımız yerden dikiyoruz. Boş bir kitap var artık elimizde.  Boyamış olduğumuz resimleri ve çıktı olarak aldığımız hikayemizi ikiye katlayıp diktiğimiz boş kitaba yapıştırıyoruz.

Vee kitabımız hazır.

Bir okul kütüphanesine kitabınızı hediye edebilirsiniz artık.

(fotoğraflar gelecek)

13 Mayıs 2012 Pazar

151343

 Blogu açalı henüz 4-5 ay olmasına rağmen bu kısa süre içerisinde an itibariyle 151343 kişiye ulaşmış bulunmaktayım.   Blog yazmak gerçekten kolay bir iş değil. Bloglar çok az okunuyor zira, o yüzden bu kısa süre içerisinde bu rakamın anlamlı olduğunu düşünüyorum...Teşekkürler :)

Ayın Şarkısı


BEYAZ SHOW

 Beyaz Show'a gitme fikri bizim gruptan kimden nasıl çıktı bilmiyorum, geçen cuma günü kendimi Bağcılar'daki Kanal D binasının önünde buldum. Benim için günübirlik olan İstanbul gezisinin son durağıydı Beyaz Show.

 Cuma akşamı anladım ki, gerçekten bu hayatta garip işleyen bazı şeyler var. Hayat çok garip, gerçekten öyle. Türkiye'de yaşıyorsaniz birde...

Beyaz Show'a girerken bazı arkadaşlara selam çakmak için hazırladığım Adana Demirspor yazan pankartımı almadılar, bu yetmezmiş gibi görevliler atkıları da topladılar.

 Beyaz'ın programa dair gerçekten ilginç kuralları var. Suyla içeri giremiyorsunuz misal. İçeride sizi 3 saat tutuyor ama dışarı çıkmanıza asla izin vermiyor. Kendimi bir an kreşte gibi hissettim. Hiçbir şekilde ihtiyacınızı göremiyorsunuz, oturuyorsunuz öyle kös kös. Evet, bu hafta şansızlığımdan olsa gerek Bülent Ersoy'da programdaydı. Da burada gereksiz oldu sanki biraz. Program tamamen Bülent Ersoy üzerine kuruluydu. Gençlere yönelik bir program yapacaksınız ve 3 saat boyunca Bülent Ersoy'un anlamsız konuşmalarına maruz bırakacaksınız insanları. Bu nasıl bir yayıncılık anlayışıdır? Gençler Bülent Ersoy dinliyor da bizim mi haberimiz yok.

  Gerçekten Beyaz kendine bazı sorular sormalı bu yönden. Tamam anladık yıllardır rayting dışı kalmak için geç saatte program yapıyorsun da, bari hitap ettiğin nesle yönelik bir şeyler yap. Program çıkışı programdan menmun olan bir kişi bile görmedim. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar sıkılmamıştım zira. Bir an telefonumda snake oynarken buldum kendimi. O kadar sıkıcı bir programdı, anlayın işte.

 Bülent Ersoy'un reklam aralarındaki yardımcılarını sayamadım. Abartmıyorum. Kendisi telefonuyla mesaj yazarken, herkes çevresinde dört dönüyor, çırpınıyor. Bir an şaka mısınızzzz sizzzzzzzzz diye bağırmak istedim bu kafkaesk durum içerisindeyken.

 Gerçekten 9. senfoniyi bizim buralarda mı bestelediler. Ne oluyor yani, anlamıyorum.

 Keşke Bülent Ersoy yerine Galata Köprüsünde balık tutan balıkçıların heyecanlarını biraz daha izleseydim. İstanbul gezim çok daha güzel olurdu...

 Bu cıvık popüler kültürünüzden sıkılıyorum sadece. Bunu bilin.