29 Nisan 2013 Pazartesi

Ceyhan Börekçisi Mükremin


Youtube'da tesadüfen denk geldiğim, Adana'nın Ceyhan ilçesinde yaşayan, inanılmaz güçlü bir sesi olan börekçi abimiz...

Gerçekten müthiş bir ses, videolarını dinledikçe dinleyesi geliyor insanın:

                                         





 

26 Nisan 2013 Cuma

Koala



Fotoğrafta gördüğünüz bir koala. Gezintiye çıkıyor, evine geri döndüğünde evini yerinde bulamıyor; saatlerdir orada, yıkılmış olan evinin olduğu yerde beklediği söyleniyor. Bu fotoğrafı görünce insanlığımdan bir kez daha utandım. Bunu yapanlarla aynı canlı türünden olduğum için utandım. Kendinden başka hiçbir canlıyı düşünmeyen, hırs bürümüş bu vampirlerden sadece utandım!

Hangi dine inanırsanız inanın, hangi kültürden olursanız olun, yeryüzünün en basit kuralıdır: Yuva bozanın yuvası olmaz. Bu, hayatta en çok inandığım, en basit gerçeklerden biridir. 

Bir koalanın evine göz diken, bir kirpinin dedesinin, nenesinin, babasının ve anasının içgüdüsel olarak binlerce yıldır kullandığı yoluna yol yapan, evini bozan, bir yılanı sebepsizce öldüren, orada burada öldürdüğü ayının videosunu paylaşan insanlardan sizden de utanıyorum. Biliyorum ki şimdi yukarıdaki  Koala'nın evini yıkan insanlar, öyle bir ah aldınız ki şimdi siz... Bu dünyalar tatlısı hayvanın öyle içten bir ahını aldınız ki, başınıza depremler gelecek. Eviniz yanacak, seller basacak yolunuzu, olacak bu!.. Size olmasa bile çocuklarınıza, torunlarınıza olacak. Neye inanıyorsanız inanın, ne yapıyorsanız yapın. Yuva bozanın yuvası olmaz. Doğa intikamını er ya da geç alacak sizden. Başınıza öyle felaketler gelecek ki kaçacak delik arayacaksınız.

19 Nisan 2013 Cuma

Meslek





İbretlik bir video. Bizim gibi mesleğin değerini bilmeyen ülkelerde sadece komik olarak yaftalanabilir. Adam mesleğe değer veriyor. "Ne olmak istiyorsun?" diye sorduğunda "Araba tamir etmek istiyorum abi," diyor. Bu kadar basit. Kendi istediği için sevdiği için istiyor bunu, bir başkasının isteğine göre değil, kendi isteğine göre.

Böyle bir insanın mutsuz olması mümkün mü sizce? Biz de insanları hiç gerçekleştiremeyecekleri hayaller peşinde sürüklüyoruz, sonra gerçekleşmeyince de mutsuz oluyor. Kendi yeteneklerini bilmeden, potansiyelini tanımadan, anlamadan hayatını çar çur ediyor.

Birde sanırım meslekleri yaşadığımız ülkeye göre de değerlendirmemek lazım, adamlar mesleğin değerinin farkında, her mesleğin ne kadar önemli olduğunu bilinç olarak kazanmışlar. İnsanlar bu bilince göre bir eğitim alıyorlar. Hayatlarını buna göre şekillendiriyorlar.

İyi bir aşçının bir doktor kadar önemli olduğunu anlamamız gerek artık. Yoksa bıdı bıdı etmeye, aslında kendimize gülmemiz gerekirken başkalarına gülmeye devam ederiz böyle.

14 Nisan 2013 Pazar

Baran

Balıkçılar arasındayım. Onları izliyorum; sahilde balık satan bir abi var. Yanında da  Fizik bölümünden mezun olmuş bir oğlu. Onlarla sohbet ediyorum. 17 yıldır bu işi yapıyormuş abi. Anlatıyor da anlatıyor. "Neler neler gördüm şu sahilde," diyor; anlattıklarını dinleyince hani gerçekten de: "Neler neler görmüş be abi," diyorsunuz. 17 yıl, dile kolay. "17 yıldır her gün buradayım, herkes tanır beni burada," diyor. Oğlu da katılıyor ona kafa sallıyor. O da işsizmiş, babasıyla beraber bu işi yapıyorlarmış.

Sohbet ederken dikkatimi bir çocuk çekiyor. Ufacık, esmer bir çocuk da yalnız başına balık tutuyor. Ben deyim 8 siz deyin 9 yaşında. Yanına gidip selam veriyorum. Beni umursamıyor bile önce. Tekrar selam verince kafasını kaldırarak "Selam" diyerek geçiştiriyor, yaşını soruyorum, "13" diyor. Gülüyorum. "Vallaha 13," diyor, gene gülünce "Tamam tamam 8 yaşındayım" diyor. Gülüyorum tekrar. "Kaçıncı sınıfa gidiyorsun?" diye soruyorum. "Okula gitmiyorum, kimliğim yok," diyor.

Bir süre sohbet ediyoruz. Bana 3 kardeş olduklarını, babası olmadığı için kimliğinin olmadığını bu yüzden de okula gidemediğinden bahsediyor.

O da her gün buraya gelenlerdenmiş. Bazen 2-3 tane balık tutabiliyormuş. Eğer evlerinde yağ olursa ki böyle zamanlarda kendisini hani çok şanslı hissediyormuş, kızartıp yiyorlarmış balığı. Kardeşleri balığı çok seviyormuş. Hiç kimse çalışmıyormuş evlerinden, bunları duyunca ona daha fazla soru sorup canını sıkmak istemiyorum.

Bizim balık malzemeleri satan abinin yanına gidiyorum: "Baran fena çocuktur. Aslan parçası aslan, babası bu 3 çocuğu bıraktı bir kadınla kaçtı," diyor.

3 kilo balık satın alıp Baran'ın yanına gidiyorum.

"Adının anlamını biliyor musun?" diye soruyorum. "Yok" diyor. "Yağmur" deyince gülüyor. Sen Kürtçe biliyor musun? diye soruyor. Hayır bilmiyorum; ama Baran ismi çok güzel bir isim, çok severim ben bu ismi diyorum. Ben de zaten biliyordum ismimin anlamını, sana bilerek bilmiyorum dedim diyor ve sesli bir şekilde gülüyor.

Al sana benim tuttuğum balıktan vereyim diyerek aldığım 3 kilo balığı uzatıyorum. Şöyle bir küçümseyerek bakıyor bana, almam, satın aldın sen bunu biliyorum yalan söyleme diyor.

Çocuk sanki büyümüş de küçülmüş. Nasıl oluyor da bu ufacık çocuk bu kocaman yüreği taşıyor aklım almıyor doğrusu.

Biraz daha sohbet ediyoruz. "Bu ne ki, biz burada boşuna balık tutuyoruz, bak şu giden gemiler var ya, kocaman gemiler, işte asıl onlar tutuyor balığı. Bize de sadece bu küçük balıklar kalıyor," diyor.

Baran'a ne yaparsam yapayım aldığım balığı kabul etmiyor. Alması için daha çok sohbet ediyoruz, bana bir gün kendisinin de balıkçı olacağından bahsediyor, böyle kocaman kocaman gemilerde balık tutacak Baran. Sonra onların hepsini eve götürecek, alın diyecek evdekilere, alın da patlayana kadar yeyin, alın da çatlayana kadar yeyin, hem yağları da olacak her zaman. Küçük kardeşi bayram yapacak evde. Oynayacak, zıplayacak, kahkahalar atacak. Baran hepsini anlatıyor bana, o geminin adı bile olacak. Okuma yazma bilmiyor Baran ama olacak o da olacak. Birine yazdıracak, gel yaz diyecek. Küçük kardeşinin adını yazdıracak gemiye, sonra gelsin bakalım kocaman kocaman balıklar.Of!

Tamam işte diyorum Baran'a. O gün sen de bana balık verirsin olmaz mı? Ödeşiriz. Gülüyor. Gözümün içine bakarak gülüyor. Zar zor kabul ediyor balığı, eyvallah diyorum. Ben hep buradayım diyor, tamam gelirsem görüşürüz diyorum. Gülüyor Baran.

Baran 8 yaşında bir çocuk. Kimliği bile yok. Hayalleri var ama... Kocaman kocaman balıkları var sonra, tutulmayı bekleyen.


12 Nisan 2013 Cuma

Yunus Balıkları

Şehir akıyor. Tüm pisliğiyle akıyor şehir. İnsanları görüyorum. O insanlar ki yorgun argın işten eve dönüyorlar, hepsinin acelesi var. Aceleleri var ama sanki hiçbir şey umurlarında değil gibi takındıkları bir tavırları da var. Nasıl oluyor da hem acelesi var gibi davranıp hem de hiçbir şey umurlarında değil gibi davranıyorlar anlamıyorum. Ve denizi görüyorum. Deniz alabildiğince kirli, ne bulduysa atmış insanlar denize, bakasım gelmiyor. Sonra 2 tane yunus balığı görüyorum. Bir çocuk gibi sevinç kaplıyor içimi, hemen sahile iniyorum, yunus balıklarını benim gibi gören iniyor, dalgaların bittiği yerde durup bakıyor yunus balıklarına. Yunus balıklarını daha önce hiç karaya bu kadar yakın görmemiştim. Yanımda bir balıkçı, o da şaşkın: "Açıkta çok var bunlardan ama yüzme mesafesinde gelmeleri de çok ilginç hani," diyor. Tüm bu kirliliğe, bu iğrençliklere rağmen güzel bir şeyler görebilmek hâlâ mümkün demek ki, belki de şehrin bu alabildiğince pisliğinin içerisinde, şu karadaki insanlara bir kıyak yapalım da güzel bir şeyler görebilsinler diye gelmişlerdir diyorum kendi kendime. Bir süre izliyorum yunus balıklarını, batıp batıp çıkıyorlar, sonra uzaklaşıyorlar, gözden kayboluyorlar. Bize de şehrin pisliği kalıyor, güzellikler saklanıyor yine her zamanki gibi, acelem varmış gibi yürüyüp sanki hiçbir şey umurumda değilmiş gibi bir tavır takınıyorum ben de... İnsanların içinde kayboluyorum. Denizi, sokağı, havayı, her yeri kirleten, kendinden başka hiçbir canlıya yaşam hakkı tanımayan bu insanlardan tiksiniyorum.

7 Nisan 2013 Pazar

TWİTTER'IN ERKEK KEZBANLARI

Bildiğiniz gibi "Kezban" kelimesi son zamanlarda epey meşhur bir kelime. Genellikle kızlar için yapılan tespitlerde sıkça kullanılıyor. Ben bu yazımda size bu kavramın Twitter'da karşılık bulan erkeklerinden bahsedeceğim. Peki, erkeğin kezbanı olur mu? Yazımın sonucunda sizin de anlayacağınız gibi bu soruya vereceğim yanıt evet, olur; bal gibi de olur hem de. Üstelik erkek kezbanları kadın kezbanlarından daha iğrenç buluyorum. Kadın kezbanların bir yere kadar  çekilebilir yanları var hani; lakin bu erkek kezbanları hiç çekilebilir, tahammül edilebilir değiller. 

Erkek kezbanlarını nasıl tanıyacağız peki? Öncelikle Twitter'da erkek bir kezban, yazdıklarıyla mütemadiyen bas bas bağırır: "Ben buradayım, tüm kezbanlığımla buradayım," der size. O yazıların berbat üslubundan, sakil duruşundan onların kezban olduklarını anlayabilirsiniz. Erkek bir kezban nasıl yazar, anlatıyorum:

- Erkek kezban, "yapmayacaksın, etmeyeceksin" tarzında twitler atmaya bayılır.

- Erkek kezban, ilgi manyağıdır. Takipçi sayısı onun için her şeydir. Takipçisi yükseldikçe egosu tavan yapar.

- Erkek kezban, ego mastürbasyonu yapmaya bayılır. 

- Erkek kezbanın yazılarında bir kendini beğenmişlik görürsünüz. Bu kendini beğenmişlikte kendisinin özel olduğunu hissettirme amacı güden bir yaklaşım vardır. Çoğu zaman bu sevimsiz yaklaşım, bir pop yıldızı olduğuna inanmaya kadar itebilir kendisini.

- Erkek kezban, çoğu zaman yazdığı yazıları kendisi yazmaz, çalar. Misal Alişan, S.Ortaç, E. Gündeş gibi şarkıcıların şarkı sözlerinden bir sözü alır, kendisine göre değiştirir. Bu tarz yazılar yazdıkça kendisini bir Kafka, Gogol zannedebilir. 

Erkek kezbanların atacağı muhtemel twitler:

- İlgilenmiyorsan amk, ilgilenme, ben de ilgilenmiyorum. (912 RT, 258 FAV)

- Ben seviyorsam bitmiştir, anlaması gerek. (400 RT 112 FAV)

- Senin her şeyinim ben, banane diğerlerinden. (723 RT, 234 FAV) 

- Beyaz tenliyse tamamdır, severim ben onu... (856 RT, 324 FAV)

- Benim için bitmişse, dönüşü yoktur. (812 RT, 233 FAV) (Sanki başımıza bir pop yıldızı, kimsin lan sen bitmişse dönüşü yokmuş it herif)


Velhasıl kelam; Onur Gökşen'in çok sevdiğim bir lafı vardır: Yazamıyorsan yazmayacaksın, yavşaklığın alemi yok," diye. Bu erkek kezbanlarını gördükçe de aklıma Onur abinin o lafı geliyor. Yazmayacaksın işte; yavşaklığın alemi yok. İnsanın en azından yazdığı bir yazıya saygısının olması gerek. Hayatında bir ağacın gölgesinde uyumamış adamların geçip Twitter'da bize hayat dersleri vermesinden midem bulanıyor.