4 Eylül 2012 Salı

Sağlama Almak

Aslında hepsi twitter'da var ama o kadar çok paylaşılıyor ki bu yazdıklarım bir süre sonra saçma sapan yerlerde görebiliyorum, üstelik benim sözüm diyerek paylaşabiliyorlar ki bu da ayrı bir konu. Aratın google'ye sözleri binlerce insan paylaşmış, göreceksiniz. Ben de ara ara burada bazı sözlerimi paylaşacağım ki  sağlama alalım.

 * Kokun sinmiş her yanıma. Çepeçevre sarıp ele geçirmiş beni. Bundandır bu baş dönmelerim, kendimde olmayışım, bu salaklıklarım... Hakan ALTAY

* Caddeler, sokaklar, duraklar, sinemalar, şehrin dört bir yanı bir aşkın en büyük tanığıdır. Onsuz herkes sana onu sorar: Hani nerede o? Hakan ALTAY

* Kendini "beyaz" olarak görüyorsan senin için gördüğün herkeste bir "kara" emin ol vardır. Hakan ALTAY

* Uzaktan duruşunu, tipini sana benzettiğim insanların sen olmaması kolayı açtığımda kapakta "tekrar deneyiniz" yazısı görmek gibi bir şey... Hakan ALTAY

* Ne en iyisini biz biliyoruz ne de inandığımız şeyler en doğrusu... Sadece hayata katlanmak için bazı şeylere sarılmamız gerek. O kadar!   Hakan ALTAY

* Usain Bolt koşmayı, Lionel Messi gol atmayı, Tarkan şarkı söylemeyi unutur ama kadınlar onlara anlattığınız geçmişinizi asla unutmazlar.   Hakan ALTAY

* Gülüşünü, bakışını, ses tonunu unutmak...Hayal meyal hatırlamak onu...Bir zaman bir gülüşüne sığdırdığın hayatı bıçak gibi böler, acıtır.   Hakan ALTAY

* Nasıl bir incir dalına ağır gelip pat düşerse...Hayatta da bazen sen istemesen de "incir"lerin pat düşer. Bakarsın öylece. Çaresiz.    Hakan ALTAY

* Sesini özlemek diye bir şey var. En dayanılmaz olanı da bu...   Hakan ALTAY

* Unutmak: Beynin iflas etmemek için yaptığı bir mücadele biçimidir.   Hakan ALTAY

* Türkçede sonuna soru işareti konmayan tek soru " Seni Seviyorum" cümlesidir. Görülmeyen bir soru işareti vardır bu cümlede: Peki ya sen?  Hakan ALTAY

* Olimpiyatlarda bayan koşucularımız için bitiş çizgisine "mağazamızda %90 indirim var" yazısı assak hepsi o motivasyonla Dünya rekoru kırar.   Hakan ALTAY

* Kıskanç insanların verebilecekleri zarar ortalama bir atom bombasının verebileceği zarara eşdeğerdir.  Hakan ALTAY

* Bir gülüşü yetiyorsa unutmaya her şeyi...Tamam yeter o! Fazla kasma; seviyorsun işte!.. Hakan ALTAY

* Plajda okuyor gibi yaptığımız o kitapları okusaydık eğer bugün milletçe en az 100 yıl daha ileride olur, Mars'a mandalina ihraç ederdik.   Hakan ALTAY

* Kadınlar bungee jumping gibidir. tam düşeceğiniz an sizi tekrar yukarı çekerek manyakça bir zevk alırlar. asla anlamazsınız.  Hakan ALTAY

* Seni öldürmeyen kadın, yazar yapar!  Hakan ALTAY

* Gülüşüne sığdırdığım dünyalar var benim...   Hakan ALTAY


tamamı için; https://twitter.com/yazardarthvenom





31 Ağustos 2012 Cuma

Şeyhmus Kino


Şeyhmus Kino olayını bilmeyenler için öncelikle haber: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1338956

Özet geçeyim: 17 yaşında bir genç yapmış olduğu Rob Gonsalves'in "Community Portrait" adlı tablosunun çakmasını "Ben yaptım" diyerek sosyal medya'da insanlara paylaşıyor. Birçok resmi aynı şekilde kendisi yapmış gibi paylaşıyor. Kino'nun söylemleri bunlarla bitmiyor, Kino Oxford Üniversitesi tarafından kendisine gelen bursun annesi tarafından tandır da ekmek yaparken yakıldığını falan söylüyor, bu neredeyse tüm haber sitelerinde, gazetelerde haber oluyor bir anda. Ana haber bültenlerine çıkıyor. Bir süre sonra Kino'nun foyası ortaya çıkıyor tabii.

Kino bence büyük bir yetenek. Kino'nun resme yeteneği olmayabilir lakin Kino 17 yaşında bir çocuk. Evet çocuk, henüz yapacağı şeylerin sonucunu tam anlamıyla tahlil edemeyecek düzeyde biri, üstelik hayal gücü de epey gelişmiş bir çocuk.

Sanat, insanları yaptığınız şeye inandırabilmektir. Bir romancı yaratmış olduğu karakterleri okuyucularına inandırabildiği ölçüde sanatçıdır. Sanatının kalitesi bununla ölçülür. Anlatılan şeyin illa da mantık dahilinde olması gerekmez. Sanatçı öyle bir "Dünya" anlatır ki siz o Dünya'ya inanırsınız. Bu yüzden de seversiniz sanat eserini. Yaşadığınız Dünya o olmasa bile sizi inandırabildiği için sanat yapmış olur. Kino'nun da neredeyse yüzlerce haber sitesine haber olmasında aslında böyle bir gerçeklik var. Bu çocuk adına medya denilen düzenin ne kadar sığ bir düzen olduğunu gösterdi bizlere. Sırf bunun için bile kendisine kızılması bence haksızlık.

Peki bu olayda asıl kızmamız sizce kim? Çocuk yaşta olan ve hayal gücünde yaratmış olduğu şeylerle yaşayan biri mi yoksa bunu irdelemeden, sorgulamadan haber yapan kolaycılığa kaçmayı alışkanlık edinmiş geleneksel medya anlayışı mı? Sizce kim?

Buradan Şeyhmus Kino'ya seslenmek istiyorum: Sen belki hiçbir zaman insanların çoğunun adını senin sayende duydukları Rob Gonsalves gibi resim çizemeyeceksin. Tabloların insanlara hayranlık uyandırmayacak. Ama sen de yetenek var .  Resim alanında olmasa da sende emin ol yetenek var. Sadece biraz yöntem öğrenmen gerek. Hayal gücün bu ülkede yaşayan yaşıtlarının çoğundan emin ol daha çok gelişmiş. Bırak herkes sana kızsın, sana laflar hazırlasın.

Sen hayallerinin peşinden git. İnsanları ikna etme kabiliyetini ve düşlerini daha güzel yerlerde kullanmaya çalış.

Takma kafana!
Takma kafana!

14 Ağustos 2012 Salı

Seviyoruz Biz

Biz yaşamı seviyoruz. Çiçekleri seviyoruz. Portakal ve limon çiçeklerini, zeytin ağaçlarını...Kelebekleri, kuşları, balıkları, köpekleri, kedileri, kirpileri, insanları seviyoruz. Yaşamayı seviyoruz biz. Güzel yemekleri güzel kadınlar kadar seviyoruz . Erguvan kokusunu,  türküleri, denizleri, yıldızları, gökyüzünü... Kışın yağmurda ıslana ıslana  trene yetişmeye çalışır gibi seviyoruz hayatı. Tuttuğumuz takımı seviyoruz. Yağmuru seviyoruz biz, kışı da seviyoruz yazı da. Sonbaharı bir başka seviyoruz, ilkbaharı başka...Mevsimleri sever gibi seviyoruz insanları da...Ne olursa olsun seviyoruz, işini iyi yapan insanları seviyoruz, çingene çocuklarını seviyoruz, Dünyanın bütün çocuklarını sevdiğimiz gibi...

Sevmediklerimiz de var. Olmaz mı? Silahlardan, savaşlardan nefret ediyoruz. Midemizi bulandırıyor. İğreniyoruz. Nükleer santralleri, baz istasyonlarını, ırkçıları, kadınları hor görenleri, hayvanlara işkence edenleri, işini iyi yapmayanları sevmiyoruz. Yoksulluktan beslenen insanları sevmiyoruz. Yoksulluktan nefret ediyoruz.

Biz yaşamı seviyoruz. Sevmediklerimiz de var. Olmaz mı?

Seviyoruz biz...

ADANA'DA NE NEREDE YENİR, İÇİLİR?

Üşenmeyip sizin için hazırladığım liste :)

Kebap: Adana kebabı yapan Adana'da binlerce yer var. Bence Adana'da kebabını en iyi 100.yıl semtinde bulunan "Beyzade Kebap" yapıyor. Tabii Beyzade Kebap'a uzaksanız Adliye'nin karşısındaki Kebapçı Şeyhmus imdadınıza yetişecektir.

Döner: Adana'da döner Fırat Döner'de yenir. Birçok yerde çakması olan Fırat Döner'in hası merkez Ziyapaşa mahallesinde bulunan Pandora sokakta yer alan Fırat Cafe'dedir. İkinci şubesi Turgut özal Gökkuşağı kavşağında bulunan Fırat 2'dir. Fıratta özellikle sütlü ekmekle yapılan döneri yemenizi tavsiye ederim. Fırat döner haricinde Virgo dönerin döneri fena sayılmaz.

Ciğer: Ciğeri Adana'da en iyi yapan Ciğerci Bedo'dur. Tek geçerim.

Bici bici: Bir Adana tatlısı olan bici bici özellikle sıcak bu günlerde en iyi Adana havaalanı civarında bulunan işportacılardan yenir. Temiz bir işportacı bulursanız afiyetle yeyin derim bici bicinizi.

Şalgam: Çarşı'da bulunan Kuruköprü şalgamcısı Adana'da şalgam içebileceğiniz en güzel yerlerden biri.

Sucuk: Sucuğun en güzeli Karataş yolundaki Elem Restaurantta yenir. Afiyetle yenir hem de.

Dondurma: Yeşilevler mahallesinde bulunan, Şakirpaşa İstasyonu civarındaki "Emin Dondurma" bence Adana'da dondurmanın en lezzetli yapıldığı yer.

İskender: Adana'da M1 Real'de bulunan Kukla'da iskender yiyebilirsiniz lakin ben burada garsonların hizmetinden menmun kalmadığım için bir türlü pek sevmiyorum. Optimum'da bulunan Bay Döner'in döneri fena sayılmaz ama ufacık suya -0.33 ml- 1 TL para alıyorlar. Evet yanlış duymadınız!!! Benden demesi :)

Kahvaltı: Tost, yengen vs. kahvaltı türlerini Gazipaşa'daki "Kazım Büfe" de yiyebilirsiniz. Kazım Büfe bir Adana efsanesidir. Muzlu süt, şalgam, ayran vs içecekleri de gayet iyi.

Şırdan: Mükemmel bir yerel lezzet olan Şırdanı Adana'da en iyi yapan işportacılardır. Özellikle temizini bulursanız en iyi şırdanı işportacılar yapar.

Kıymalı pide:  Kıymalı pide yıllardır yediğim ve lezzetinden asla ödün vermeyen Güloğlu'nda yenir. Bir çok yerde bunun da isim olarak benzer olan yerleri var ama bu Güloğlu İnönü parkının karşısında olan Teknosa'nın bulunduğu caddede, ben oradan bahsediyorum :)

not: Mekanlara bizim tavsiyemizle giden dostlardan ricam bir selamımızı da iletin. Afiyet olsun :)


10 Ağustos 2012 Cuma

İKİ AYRI GEZEGEN

 Onlar Dünyanın en mutlu iki insanıydı. Mutlulardı. Çok yakın bir zamanda nicedir hayalini kurdukları düğünlerini yapıp mutlu mesut yaşayacaklardı. Olmadı. Adam, bir gece eve dönerken bir kendini bilmez tarafından önü kesildi. "Gökyüzünde milyonlarca yıldız vardı" diye başlayacaktı sonraları cümlesine. Hakkaten de öyleydi. Milyonlarca yıldız göğü aydınlatıyordu, adam karşısına çıkan o kendini bilmezle dövüştü ve bir suç işledi. İşlediği suç cinayetti.

 Her şey altüst oldu. Adam ne kadar pişman olsa da bu onu demir parmaklıklara mahkum etti. Birbirini çok seven bu iki insan arasına duvarlar, tel örgüler girdi. Kadın her gece ağladı. Her gece göz yaşı döktü sevdalı olduğu adam için ama artık bir şeyler için çok geçti. Adamsa işlediği suçun pişmanlığı içerisindeydi. Sabahtan akşama kadar düşünüp durdu yıllar boyunca, kendini suçladı. O gece gökyüzünü aydınlatan yıldızlar saçlarına düştü, ağarttı. Kadın mütemadiyen yaptığı bir ziyaret sırasında adamın karşısına çıktı. Bu sevda bitmez demişti, kimse engel olamaz demişti, yaşayacaklardı, yaşatacaklardı sevdalarını öyle diyordu kadın ve adam bir zamanlar, ama:

"Git kendi hayatını yaşa artık, seni sevmiyorum, senden nefret ediyorum, git"  dedi adam.

Adam bunları dediği zaman kadının yapacağı hiçbir şeyi yoktu. Gitmekten başka...

Adam kadının başka türlü gitmeyeceğini biliyordu. Onu çok seviyordu, onun da kendisini çok sevdiğini biliyordu ama onun bir ömür boyunca kendisini beklemesi ona her şeyden çok zor geliyordu.Onlar ayrı gezegenlerde yaşıyorlardı artık...Aralarındaki tel örgü bir sınırdı ve bu sınır iki ayrı gezegendeydi...

Kadın gitmeyecekti.

                                                                              HAKAN ALTAY

(devamı gelecek)