23 Mayıs 2012 Çarşamba
22 Mayıs 2012 Salı
#Ozaniçin1imzadaSenVer
Ozan henüz 6 yaşında bir çocuk. Geçen yazımda bahsettiğim Zeze gibi, Aliş gibi, Porsuk nehrinde boğulan çocuk gibi... Çocuk... Her çocuk birbirinden farklıdır. Kilo, boy, göz rengi gibi çocuklar arasında her insan arasında olduğu gibi farklılıklar görülebilir. Bundan daha normal bir şey olamaz. Ozan'ın "normal" olarak gördüğümüz çocuklardan tek bir farkı var: otistik. Ailesi Ozan'ı gayet normal bir şekilde diğer yaşıtları gibi okula yazdırmak istemiş. Öğretmenleri desteklemesi rağmen; Ozan'ın farklılığını gözünde okul yönetimi çok büyütmüş olacak ki, kayıt olması için yönetim tarafından kabul görmemiş.
Okullar neden var? Bu olayı duyunca aklıma bu soru geldi. Nedir yani, okula giden insanların hepsinin aynı olması mı gerek? Herkes aynı mı olmalı? Tüm bu eğitim bilimcilerimizin, üzerine vardığı ortak karar bu mudur? Herkes aynı olsun; böylece her şey güllük gülistanlık olur...
Türkiye'de otistik evladı olan binlerce insan var, bu insanlar mütemadiyen böyle bir sorunla karşılaşıyorlar. Çocuklarını, her çocuk gibi yaşları geldiğinde okula götürmek istiyorlar. Bu onların en doğal hakkı. Anayasa'da tanımlandığı gibi, "bireyin eğitim hakkı engellenemez". Bir çocuğu eğitimci olarak gayri iradi özelliklerinden dolayı asla dışlayamazsınız.
Türkiye'de engelli insanların işi gerçekten zor. Engelliler hayatın bir gerçeği olmasına rağmen onları toplumsal hayattan uzaklaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Engelliler stada , konsere , tiyatro'ya, sinemaya, okula gelmesin. Engelliler trafiğe de çıkmasın. Bu mudur yani? Bu insanlar sosyalleşemeyecek mi? Onları eve mi mahkum etmeliyiz?
Engellileri yaşadığımız saçma sapan hayata çekmeye çalışıyoruz vesselam.
O kadar sığ bir hayatın içerisinde yaşıyoruz ki...Bize benzemeyen, bizim gibi olmayan insanları dışlamak konusunda üstümüze hiç yok!
Ayrımcı, bencil, ufacık bir kavanoz içerisinde yaşayan insanlar olduk çıktık. Ufacık çocukları yaftalamaktan, gruplara ayırmaktan vazgeçin. Onlar çocuk. Bu gerçeği unuttuğunuz için oluyor bu tür saçmalıklar...
Sormamız gereken asıl soru şu: Bugüne kadar otistik çocukları okula almadınız da ne oldu?
Tüm bu saçmalıklara bir tepki göstermek istiyorsan eğer;
#Ozaniçin1imzadaSenVer
http://www.change.org/petitions/discrimination-case-ozan-bar%C4%B1%C5%9F-sanl%C4%B1soy-e%C4%9Fitimde-ayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1%C4%9Fa-son-verilmesi?utm_medium=twitter&utm_source=share_petition
Okullar neden var? Bu olayı duyunca aklıma bu soru geldi. Nedir yani, okula giden insanların hepsinin aynı olması mı gerek? Herkes aynı mı olmalı? Tüm bu eğitim bilimcilerimizin, üzerine vardığı ortak karar bu mudur? Herkes aynı olsun; böylece her şey güllük gülistanlık olur...
Türkiye'de otistik evladı olan binlerce insan var, bu insanlar mütemadiyen böyle bir sorunla karşılaşıyorlar. Çocuklarını, her çocuk gibi yaşları geldiğinde okula götürmek istiyorlar. Bu onların en doğal hakkı. Anayasa'da tanımlandığı gibi, "bireyin eğitim hakkı engellenemez". Bir çocuğu eğitimci olarak gayri iradi özelliklerinden dolayı asla dışlayamazsınız.
Türkiye'de engelli insanların işi gerçekten zor. Engelliler hayatın bir gerçeği olmasına rağmen onları toplumsal hayattan uzaklaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Engelliler stada , konsere , tiyatro'ya, sinemaya, okula gelmesin. Engelliler trafiğe de çıkmasın. Bu mudur yani? Bu insanlar sosyalleşemeyecek mi? Onları eve mi mahkum etmeliyiz?
Engellileri yaşadığımız saçma sapan hayata çekmeye çalışıyoruz vesselam.
O kadar sığ bir hayatın içerisinde yaşıyoruz ki...Bize benzemeyen, bizim gibi olmayan insanları dışlamak konusunda üstümüze hiç yok!
Ayrımcı, bencil, ufacık bir kavanoz içerisinde yaşayan insanlar olduk çıktık. Ufacık çocukları yaftalamaktan, gruplara ayırmaktan vazgeçin. Onlar çocuk. Bu gerçeği unuttuğunuz için oluyor bu tür saçmalıklar...
Sormamız gereken asıl soru şu: Bugüne kadar otistik çocukları okula almadınız da ne oldu?
Tüm bu saçmalıklara bir tepki göstermek istiyorsan eğer;
#Ozaniçin1imzadaSenVer
http://www.change.org/petitions/discrimination-case-ozan-bar%C4%B1%C5%9F-sanl%C4%B1soy-e%C4%9Fitimde-ayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1%C4%9Fa-son-verilmesi?utm_medium=twitter&utm_source=share_petition
20 Mayıs 2012 Pazar
ADANA DEMİRSPORLU FUTBOLCULARA AÇIK MEKTUP
BÜYÜK ADANA DEMİRSPOR TAKIMININ DEĞERLİ FUTBOLCULARINA,
Bizler Demirspor'a gönül vermiş, kendi şehrinin takımına sahip çıkmanın onurunu ve mutluluğunu her daim yaşayan taraftarlarız. Yeri geldi takımımız için açlık grevi yaptık, yeri geldi binlerce kilometre yol gittik, uykusuz kaldık. Kimimiz asker oldu ranzasına ADS yazısını kazıdı, kimimiz final haftasında sınavına giremedi maça gelip mavi şimşek diye bağırdı. Ne yaptıysak takımımız için yaptık. Karşılık beklemedik, çok büyük acılar çektik. Dünya'da Adana Demirspor taraftarı kadar cefa çekmiş bir takım var mıdır? Bilemiyorum. Bizler çektik, bunun için şikayetçi değiliz. Taraftarız biz çekeriz cefa...70 küsür yıllık, neresinden bakarsanız bakın tarih kokan, efsane bir kulübün armasını taşıyoruz. Bunun onurunu ve gururunu yaşıyoruz.
Sizlerin senenin en başından beri yaşamış olduğunuz sıkıntıları biliyoruz. Yeri geldi haftalarca para almadığınız oldu. Buna rağmen takım için aslanlar gibi çıktınız savaştınız, bunları tekrar tekrar yazmanın gereği yok, hepsini çok iyi biliyoruz. Mücade ve azminizi her Demirspor taraftarı inanın biliyor. Sizi en iyi anlayan bizleriz.
Yıllar sonra efsane olmak ister misiniz? Hayatta her şey geçici, yıllar geçer yaptıklarınız kalır. Bizi şampiyon yapın şehrin her yerini mavi laciverte boyayalım.
Yıllardır şampiyonluk özlemiyle yanıp tutuşan, binlerce insana ilham verebilirsiniz. Evet, bunu yapabilirsiniz. Bu halkın özlemini duyduğu başarıya kavuşturun, eğer bu halk, Adana Demirspor'a gönül vermiş olan yüzbinlerce insan size destek vermezse o zaman çıkın deyin: Vefasızmışsınız deyin. Deyin, gerçekten deyin bunu, bu halk sizin isminizi bu şehre altın harflerle yazmaz, sizi efsane yapmazsa o zaman deyin ki yapmadınız deyin. İnanın yaparız, on yıl değil yüz yıl geçer bu şehirde isminiz kalır.
Demirspor taraftarının yüreğine kazanmak istiyorsanız bizi şampiyon yapın. Bu şehir size ihtiyacını duyduğunuz her şeyi fazlasıyla verir. Artık bu özlem son bulsun.
Bunu yapabilirsiniz. Tarih yazabilirsiniz. Bu şehre adınızı altın harflerle yazdırıp, efsane olabilirsiniz. Yapabilirsiniz...Bizler İnanıyoruz. Siz de İnanın!
Saygılarımla.
Not: Büyük Demirspor taraftarlarına çağrımdır. Bu yazıyı her yere paylaşalım.
Bizler Demirspor'a gönül vermiş, kendi şehrinin takımına sahip çıkmanın onurunu ve mutluluğunu her daim yaşayan taraftarlarız. Yeri geldi takımımız için açlık grevi yaptık, yeri geldi binlerce kilometre yol gittik, uykusuz kaldık. Kimimiz asker oldu ranzasına ADS yazısını kazıdı, kimimiz final haftasında sınavına giremedi maça gelip mavi şimşek diye bağırdı. Ne yaptıysak takımımız için yaptık. Karşılık beklemedik, çok büyük acılar çektik. Dünya'da Adana Demirspor taraftarı kadar cefa çekmiş bir takım var mıdır? Bilemiyorum. Bizler çektik, bunun için şikayetçi değiliz. Taraftarız biz çekeriz cefa...70 küsür yıllık, neresinden bakarsanız bakın tarih kokan, efsane bir kulübün armasını taşıyoruz. Bunun onurunu ve gururunu yaşıyoruz.
Sizlerin senenin en başından beri yaşamış olduğunuz sıkıntıları biliyoruz. Yeri geldi haftalarca para almadığınız oldu. Buna rağmen takım için aslanlar gibi çıktınız savaştınız, bunları tekrar tekrar yazmanın gereği yok, hepsini çok iyi biliyoruz. Mücade ve azminizi her Demirspor taraftarı inanın biliyor. Sizi en iyi anlayan bizleriz.
Yıllar sonra efsane olmak ister misiniz? Hayatta her şey geçici, yıllar geçer yaptıklarınız kalır. Bizi şampiyon yapın şehrin her yerini mavi laciverte boyayalım.
Yıllardır şampiyonluk özlemiyle yanıp tutuşan, binlerce insana ilham verebilirsiniz. Evet, bunu yapabilirsiniz. Bu halkın özlemini duyduğu başarıya kavuşturun, eğer bu halk, Adana Demirspor'a gönül vermiş olan yüzbinlerce insan size destek vermezse o zaman çıkın deyin: Vefasızmışsınız deyin. Deyin, gerçekten deyin bunu, bu halk sizin isminizi bu şehre altın harflerle yazmaz, sizi efsane yapmazsa o zaman deyin ki yapmadınız deyin. İnanın yaparız, on yıl değil yüz yıl geçer bu şehirde isminiz kalır.
Demirspor taraftarının yüreğine kazanmak istiyorsanız bizi şampiyon yapın. Bu şehir size ihtiyacını duyduğunuz her şeyi fazlasıyla verir. Artık bu özlem son bulsun.
Bunu yapabilirsiniz. Tarih yazabilirsiniz. Bu şehre adınızı altın harflerle yazdırıp, efsane olabilirsiniz. Yapabilirsiniz...Bizler İnanıyoruz. Siz de İnanın!
Saygılarımla.
Not: Büyük Demirspor taraftarlarına çağrımdır. Bu yazıyı her yere paylaşalım.
14 Mayıs 2012 Pazartesi
Çocuk Kitabı
Çocuklara neler okutuyoruz öyle? Açın bakın, doğru düzgün içeriği olan bir çocuk kitabı çok az görürsünüz.
Kimi Ömer Seyfettin'in kitaplarında olduğu gibi, Taliban'ın intihar kamplarında beyin yıkamak gibi bir misyonu olabilecek hikayeler (Bomba) , kimi çocuklara şiddet duygusunu verecek (Pal sokağı çocukları), kimi de mütemadiyen ölmek isteyen bir çocuk olan kahramana sahip bir kitap(Şeker Portakalı). Çocuk kitaplarını okudukça hayretler içerisinde kalıyorum. İşin ilginç yanı ise bu tarz kitapları sanki hiçbir sakıncası yokmuş gibi okutuyor olmamız. Örnekleri çoğaltmak mümkün lakin ben saded ile olan aramdaki mesafeyi azaltarak sizlere bu hafta sonu yazdığım çocuk kitabından bahsetmek istiyorum.
Ben yukarıda bahsettiğim durumlardan rahatsız olduğum için bir çocuk kitabı yazmaya karar verdim. Çocukların da insan olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak (Yaşar Kemal diyor ya hani) . Tamamen kendi imkanlarımdan bir çocuk kitabı hazırladım. Sizlerde isterseniz çocuk kitabı nasıl yazılır, yapılır anlatacağım:
Öncelikle word'de normal olarak hikayemizi yazıyoruz. Mümkün olduğunca çocukların bakış açısına ve seviyesine göre yazıyoruz hikayemizi. Daha sonra word'de writing hard mutlu (ilkokul güzel yazı ile yazmanız için) indiriyoruz ve yazımızı ona çeviriyoruz.
Çocuk kitaplarının olmazsa olmazı resimlerdir. Bunun için elimizden geldiğince her sayfayı resimlerle donatmamız gerek. Normal A4 kağıdına resimler çizip, boyamalarımızı da yapıyoruz renkli bir şekilde.
Yazdığımız hikayeye göre kırtasiyeden A3 kağıt alıyoruz. A3 kağıdını ikiye bölüp, yorgan ipiyle katladığımız yerden dikiyoruz. Boş bir kitap var artık elimizde. Boyamış olduğumuz resimleri ve çıktı olarak aldığımız hikayemizi ikiye katlayıp diktiğimiz boş kitaba yapıştırıyoruz.
Vee kitabımız hazır.
Bir okul kütüphanesine kitabınızı hediye edebilirsiniz artık.
(fotoğraflar gelecek)
Kimi Ömer Seyfettin'in kitaplarında olduğu gibi, Taliban'ın intihar kamplarında beyin yıkamak gibi bir misyonu olabilecek hikayeler (Bomba) , kimi çocuklara şiddet duygusunu verecek (Pal sokağı çocukları), kimi de mütemadiyen ölmek isteyen bir çocuk olan kahramana sahip bir kitap(Şeker Portakalı). Çocuk kitaplarını okudukça hayretler içerisinde kalıyorum. İşin ilginç yanı ise bu tarz kitapları sanki hiçbir sakıncası yokmuş gibi okutuyor olmamız. Örnekleri çoğaltmak mümkün lakin ben saded ile olan aramdaki mesafeyi azaltarak sizlere bu hafta sonu yazdığım çocuk kitabından bahsetmek istiyorum.
Ben yukarıda bahsettiğim durumlardan rahatsız olduğum için bir çocuk kitabı yazmaya karar verdim. Çocukların da insan olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak (Yaşar Kemal diyor ya hani) . Tamamen kendi imkanlarımdan bir çocuk kitabı hazırladım. Sizlerde isterseniz çocuk kitabı nasıl yazılır, yapılır anlatacağım:
Öncelikle word'de normal olarak hikayemizi yazıyoruz. Mümkün olduğunca çocukların bakış açısına ve seviyesine göre yazıyoruz hikayemizi. Daha sonra word'de writing hard mutlu (ilkokul güzel yazı ile yazmanız için) indiriyoruz ve yazımızı ona çeviriyoruz.
Çocuk kitaplarının olmazsa olmazı resimlerdir. Bunun için elimizden geldiğince her sayfayı resimlerle donatmamız gerek. Normal A4 kağıdına resimler çizip, boyamalarımızı da yapıyoruz renkli bir şekilde.
Yazdığımız hikayeye göre kırtasiyeden A3 kağıt alıyoruz. A3 kağıdını ikiye bölüp, yorgan ipiyle katladığımız yerden dikiyoruz. Boş bir kitap var artık elimizde. Boyamış olduğumuz resimleri ve çıktı olarak aldığımız hikayemizi ikiye katlayıp diktiğimiz boş kitaba yapıştırıyoruz.
Vee kitabımız hazır.
Bir okul kütüphanesine kitabınızı hediye edebilirsiniz artık.
(fotoğraflar gelecek)
13 Mayıs 2012 Pazar
151343
Blogu açalı henüz 4-5 ay olmasına rağmen bu kısa süre içerisinde an itibariyle 151343 kişiye ulaşmış bulunmaktayım. Blog yazmak gerçekten kolay bir iş değil. Bloglar çok az okunuyor zira, o yüzden bu kısa süre içerisinde bu rakamın anlamlı olduğunu düşünüyorum...Teşekkürler :)
BEYAZ SHOW
Beyaz Show'a gitme fikri bizim gruptan kimden nasıl çıktı bilmiyorum, geçen cuma günü kendimi Bağcılar'daki Kanal D binasının önünde buldum. Benim için günübirlik olan İstanbul gezisinin son durağıydı Beyaz Show.
Cuma akşamı anladım ki, gerçekten bu hayatta garip işleyen bazı şeyler var. Hayat çok garip, gerçekten öyle. Türkiye'de yaşıyorsaniz birde...
Beyaz Show'a girerken bazı arkadaşlara selam çakmak için hazırladığım Adana Demirspor yazan pankartımı almadılar, bu yetmezmiş gibi görevliler atkıları da topladılar.
Beyaz'ın programa dair gerçekten ilginç kuralları var. Suyla içeri giremiyorsunuz misal. İçeride sizi 3 saat tutuyor ama dışarı çıkmanıza asla izin vermiyor. Kendimi bir an kreşte gibi hissettim. Hiçbir şekilde ihtiyacınızı göremiyorsunuz, oturuyorsunuz öyle kös kös. Evet, bu hafta şansızlığımdan olsa gerek Bülent Ersoy'da programdaydı. Da burada gereksiz oldu sanki biraz. Program tamamen Bülent Ersoy üzerine kuruluydu. Gençlere yönelik bir program yapacaksınız ve 3 saat boyunca Bülent Ersoy'un anlamsız konuşmalarına maruz bırakacaksınız insanları. Bu nasıl bir yayıncılık anlayışıdır? Gençler Bülent Ersoy dinliyor da bizim mi haberimiz yok.
Gerçekten Beyaz kendine bazı sorular sormalı bu yönden. Tamam anladık yıllardır rayting dışı kalmak için geç saatte program yapıyorsun da, bari hitap ettiğin nesle yönelik bir şeyler yap. Program çıkışı programdan menmun olan bir kişi bile görmedim. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar sıkılmamıştım zira. Bir an telefonumda snake oynarken buldum kendimi. O kadar sıkıcı bir programdı, anlayın işte.
Bülent Ersoy'un reklam aralarındaki yardımcılarını sayamadım. Abartmıyorum. Kendisi telefonuyla mesaj yazarken, herkes çevresinde dört dönüyor, çırpınıyor. Bir an şaka mısınızzzz sizzzzzzzzz diye bağırmak istedim bu kafkaesk durum içerisindeyken.
Gerçekten 9. senfoniyi bizim buralarda mı bestelediler. Ne oluyor yani, anlamıyorum.
Keşke Bülent Ersoy yerine Galata Köprüsünde balık tutan balıkçıların heyecanlarını biraz daha izleseydim. İstanbul gezim çok daha güzel olurdu...
Bu cıvık popüler kültürünüzden sıkılıyorum sadece. Bunu bilin.
Cuma akşamı anladım ki, gerçekten bu hayatta garip işleyen bazı şeyler var. Hayat çok garip, gerçekten öyle. Türkiye'de yaşıyorsaniz birde...
Beyaz Show'a girerken bazı arkadaşlara selam çakmak için hazırladığım Adana Demirspor yazan pankartımı almadılar, bu yetmezmiş gibi görevliler atkıları da topladılar.
Beyaz'ın programa dair gerçekten ilginç kuralları var. Suyla içeri giremiyorsunuz misal. İçeride sizi 3 saat tutuyor ama dışarı çıkmanıza asla izin vermiyor. Kendimi bir an kreşte gibi hissettim. Hiçbir şekilde ihtiyacınızı göremiyorsunuz, oturuyorsunuz öyle kös kös. Evet, bu hafta şansızlığımdan olsa gerek Bülent Ersoy'da programdaydı. Da burada gereksiz oldu sanki biraz. Program tamamen Bülent Ersoy üzerine kuruluydu. Gençlere yönelik bir program yapacaksınız ve 3 saat boyunca Bülent Ersoy'un anlamsız konuşmalarına maruz bırakacaksınız insanları. Bu nasıl bir yayıncılık anlayışıdır? Gençler Bülent Ersoy dinliyor da bizim mi haberimiz yok.
Gerçekten Beyaz kendine bazı sorular sormalı bu yönden. Tamam anladık yıllardır rayting dışı kalmak için geç saatte program yapıyorsun da, bari hitap ettiğin nesle yönelik bir şeyler yap. Program çıkışı programdan menmun olan bir kişi bile görmedim. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar sıkılmamıştım zira. Bir an telefonumda snake oynarken buldum kendimi. O kadar sıkıcı bir programdı, anlayın işte.
Bülent Ersoy'un reklam aralarındaki yardımcılarını sayamadım. Abartmıyorum. Kendisi telefonuyla mesaj yazarken, herkes çevresinde dört dönüyor, çırpınıyor. Bir an şaka mısınızzzz sizzzzzzzzz diye bağırmak istedim bu kafkaesk durum içerisindeyken.
Gerçekten 9. senfoniyi bizim buralarda mı bestelediler. Ne oluyor yani, anlamıyorum.
Keşke Bülent Ersoy yerine Galata Köprüsünde balık tutan balıkçıların heyecanlarını biraz daha izleseydim. İstanbul gezim çok daha güzel olurdu...
Bu cıvık popüler kültürünüzden sıkılıyorum sadece. Bunu bilin.
Etiketler:
beyaz,
beyaz show
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)