Suriye'de halk ayaklanmasının bugün birinci yılıymış. Arap baharı olarak adlandırılan süreci ne kadar doğru okuduğumuz bir muamma. Suriye'deki olaylara binaen basınımızda o kadar sığ yorumlar yapılıyor ki, sanki hepsi söz birliği etmişcesine aynı şeyleri söylüyor, paylaşılıyorlar. Süreci adam akıllı okuyabilen, meselenin bam teline dokunabilecek bir tane bile çatlak (!) ses çıkaran bir gazetecimiz yok. Hepsi copy-paste gazeteciliklerini bu olayda gösteriyorlar. Farklı sesin olmayışı da bakış açımızı daraltıyor desek yeridir.
Daha düne kadar dost olduğumuz Esad yönetimi, bugün neredeyse can düşmanımız. Öncelikle Suriye'de meydana gelen olaylar bir neden değil sonuçtur. Kökleri yüzlerce yıl geriye gidebilecek bir sürecin sonunda meydana gelen bu olaylar zinciri bizim yanı başımızda oluyor. Bizi ilgilendirmiyor diyerek işin içinden asla çıkamayız.
Bu olayla birlikte Türkiye'ye inanılmaz bir göç hareketi başlamış bulunmaktadır. Son zamanlarda artan bu göç sosyo-ekonomik anlamda Türkiye'de çıkabilecek yüzlerce soruna gebedir. Başlı başına sosyolojik bir incelenme vakasıdır. Misal Adana'da Esad'ın zulmünden kaçan yüzlerce Suriyeli insan var. Suriyeliler burada bir yaşam kurmaya çalışıyorlar. Dilleri farklı, kültürleri apayrı bir coğrafya içerisinde yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Keza yoğunluk Suriye sınırındaki Hatay'da daha fazla lakin bu göç dalgasının Türkiye'nin her yerine yayılması yakındır.
Suriye'de Esad ve yönetimi çok yalnız. Dünya'da şimdiye kadar her yanlız kalmış yönetim gibi şiddete başvuruyorlar. Çocuklar, kadınlar vahşice öldürülüyor. Koca dünya hayatında iki tane koyun güdememiş Annan'ı Suriye'ye göndermekten başka bir çare üretemiyor.
Suriye'de çocuklar öldürülüyor. Hemen yanı başımızda, dünya tarihine geçecek iğrenç bir katliam yapılıyor. Bir utanç sergileniyor geleceğe.Yalnız kalmış, eli kanlı Esad şeytanının gözünü çoktan kan bürümüş durumda. Biz ise sadece izliyoruz vahşeti. Elimizden bir şey gelmediği gibi sorunun çözümü noktasında da zaten " Allah belanı versin Esad" demekten başka diyeceğimiz tek şey:
Çocuklar ölmesin.
15 Mart 2012 Perşembe
12 Mart 2012 Pazartesi
Sen Kimsin?
Leyla ile Mecnun dizisini izlemeye başladığım günden beri espri çıtamın yükseldiğini, beklentilerimin arttığını düşünüyorum.
Türkiye'de artık komedi adına bir şeyler üreten insanların da bu diziyi göz önünde bulundurarak bir şey ortaya koyması gerek. Eskisi gibi olmaz öyle! Bir Leyla ile Mecnun diye bir gerçek var artık bu ülkede. Tüm senaristlerimize, komedyenlerimize duyurulur! İzlemesen de, beğenmesen de bu gerçeği göz önünde bulundurmak zorundasın.
Sen Kimsin? Hangi amaçla yapıldığını çözemediğim, bir zemine oturmayan, basit bir film. Böyle berbat bir filmi çeken yönetmen, film bittikten sonra heyecanla filmin galasını beklemiş midir? Oyuncular ne hissetmiştir? "Güzel bir filmde oynadım" tarzında cümleler kurmuşlar mıdır çevrelerindekilere? Nedir bu ya? Çok merak ediyorum.
Filmin senaryosunu kim yazdıysa şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Sen Kimsin? Filmin adı bu! Anladık! Bunu 23093298032 defa vermene ne gerek vardı be ? Ayrıca hâlâ var mı o basit sakarlıklara gülen insanlar?
İşin komik tarafı güldürmeye çalışmışlar olmamış, bir şeyler anlatmak istemişler anlatamamışlar, ne idüğü belirsiz, neresinden tutarsanız tutun elinizde kalan, saçma sapan gereksiz bir film olmuş. Yorum yazarken bile sıkılıyorum, anlayın o derece.
Velhasıl-ı kelam;
Bu filmi izleyeceğinize açın bir bölüm "Leyla ile Mecnun" izleyin.
Kendinize gelin!
(filmle ilgili gece gece yardıran bir entry okudum ekşi sözlük'ten: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=27673226)
Türkiye'de artık komedi adına bir şeyler üreten insanların da bu diziyi göz önünde bulundurarak bir şey ortaya koyması gerek. Eskisi gibi olmaz öyle! Bir Leyla ile Mecnun diye bir gerçek var artık bu ülkede. Tüm senaristlerimize, komedyenlerimize duyurulur! İzlemesen de, beğenmesen de bu gerçeği göz önünde bulundurmak zorundasın.
Sen Kimsin? Hangi amaçla yapıldığını çözemediğim, bir zemine oturmayan, basit bir film. Böyle berbat bir filmi çeken yönetmen, film bittikten sonra heyecanla filmin galasını beklemiş midir? Oyuncular ne hissetmiştir? "Güzel bir filmde oynadım" tarzında cümleler kurmuşlar mıdır çevrelerindekilere? Nedir bu ya? Çok merak ediyorum.
Filmin senaryosunu kim yazdıysa şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Sen Kimsin? Filmin adı bu! Anladık! Bunu 23093298032 defa vermene ne gerek vardı be ? Ayrıca hâlâ var mı o basit sakarlıklara gülen insanlar?
İşin komik tarafı güldürmeye çalışmışlar olmamış, bir şeyler anlatmak istemişler anlatamamışlar, ne idüğü belirsiz, neresinden tutarsanız tutun elinizde kalan, saçma sapan gereksiz bir film olmuş. Yorum yazarken bile sıkılıyorum, anlayın o derece.
Velhasıl-ı kelam;
Bu filmi izleyeceğinize açın bir bölüm "Leyla ile Mecnun" izleyin.
Kendinize gelin!
(filmle ilgili gece gece yardıran bir entry okudum ekşi sözlük'ten: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=27673226)
8 Mart 2012 Perşembe
İŞİTME ENGELLİLER, OKAN BAYÜLGEN VE YENİ MEDYA DÜZENİ
Geçen gün tv'de kanalları değiştirirken TV8'de Neslihan Kurt'u görmenin şaşkınlığını yaşadım bir an. Tanımayanlar için bahsedeyim, Neslihan Kurt Türkiye'nin en iyi "Türk İşaret Dili" tercümanlarından biridir. Hayatını buna adamış ender insanlardan biridir. Aynı zamanda Neslihan Kurt bana geçen sene 5 ay "Türk işaret dili" eğitimi veren çok değerli bir hocamdır.
Yolda yürürken; otobüste, metroda, alışveriş merkezlerinde işitme engellileri çok sık görürsünüz. İşitme engellilerin sayısı Türkiye'de yüzbinlerle ifade ediliyor. Ben de geçen sene çevremde o kadar çok işitme engelli insan gözlemlemeye başlamıştım ki bu insanlarla iletişim kurabilmek için özel bir eğitim aldım. Sağolsun Neslihan hocamın bana verdiği eğitimle bugün işitme engelli insanlarla çok rahat bir iletişim kurabiliyorum.
Bir işitme engelliye kendi dilinde selam vermenin, ona "Nasılsın?" diye sormanın nasıl bir mutluluk olduğunu asla bilemezsiniz. Bu insanlar o kadar uzaklar ki bizim yaşadığımız hayattan, bizler onları kendi kurduğumuz yaşam tarzımızla bizim yaşadığımız dünyadan sınırlıyoruz. Araya kendimiz engeller koyuyoruz.Çoğu işitme engelli insan bu yüzden öfkeli. Onların canı sıkıldığında açıp izleyecekleri bir dizileri yok, onların canı sıkıldığında açıp seyredecekleri bir futbol maçları yok. Onlara seslenen bir medya yok. İşin abes olan tarafı da bu.
Ben işitme engelli bir arkadaşımla oturup neden bir diziyi, futbol maçını izleyemiyorum? Yıl olmuş 2012 bu insanları hâlâ Trt'nin öğle sonrası haber bültenlerine sorumsuzca hapsediyoruz. Böyle bir yayıncılık anlayışının geleceğe kalabilmesi asla mümkün değil.
Kim ne derse desin Okan Bayülgen Türk medyasında adeta devrim niteliğinde bir adım atmıştır. Bu adım Okan Bayülgen için basit medyamız için büyük bir adımdır. Bu adım bizim yeni medya düzenimizi de doğrudan etkileyecektir. Artık nasıl yaşadığımız çağ içerisinde insanların iletişim kurmaları engellenemezse "Yeni Medya" da artık herkese seslenmek zorundadır. İşitme engelli insanlar için televizyonda işaret dili tercümanı olması bir ayrıcalık değil her şeyden önce büyük bir haktır.
Bunu görebilen insanlar için yayıncılık anlamında gelecekte çok güzel yollar vardır, göremeyenlerin girdiği yol ise çıkmaz bir yoldur.
Yeni medya düzeninde sizi "duymayacak" kimse olamaz.
Her tv kanalında bir işaret dili tercümanı olması dileğiyle.
Not: Okan Bayülgen bu yazıyı twitter sayfasından paylaşmış. Çok teşekkürler :)
2 Mart 2012 Cuma
Taraftar İlkeleri
Adana Demirspor "Ankara Tayfası" taraftarlara bir çağrı da bulunmuş ve ilkelerimizi konuşalım demiş. Bu yazı da yapılan çağrı üzerine o amaçla yazılmıştır.
Demirspor bir halk takımıdır. Bizi tanımlayabilecek en iyi cümle bence bu. Demirspor dükkanını yeni kapatmış bir işçinin üzeri yağlı elbiselerle stada gitmesidir, Demirspor dersten yeni çıkmış bıyığı yeni terleyen bir dershane öğrencisinin Muharrem Gülergin tribününe girmesi için sırada beklemesidir, Demirspor bir askerin anadolunun ücra bir yerinde şafak sayarken ranzasının bir köşesine ADS yazmasıdır. Bu takımın sırtını yasladığı bir halk var. Her daim arkasında duran, bazen küsse de, darılsa da yine de kıramayıp maça gelen insanların takımıdır Demirspor. Bu takım hepimizin. Uzun yıllar çok cefa çektik, yeryüzünde bu kadar çok üzüntüye, kedere, talihsizliklere, hüzüne rağmen arkasında bu kadar destekleyicisi olan bir takım bir tane daha var mıdır bilmiyorum. Bizler bunun için de övünüyor değiliz. "Sokakta oynasan kaldırımda destekleriz" anlayışı bu kadar özümüze işlemiş.
Adana Demirspor'da Soner Tolungüç zamanında hiç şans verilmemiş bir Ergün Ulaş vardı. Alt yapıda defalarca gol kralı olmuş biriydi Ergün. Çukurova'nın İbrahimoviçi bile deniyordu kendisine. Süratlı, fiziği yerinde, gol atmak için yanıp tutuşan iyi bir forvet oyuncusuydu. Fanatik bir Adana Demirsporluydu. Demirspor maçını izlemek için kilometrelerce yürüdüğü zamanları bilirim. Gencecik yaşında bir ara A takıma yükseldi. Ne yaptı etti, günlerce çalıştı ama Soner Tolungüç hiç şans vermedi. Bir kere bile şans vermedi. Ergün şans bulamayınca Fethiyespor'a transfer olmak zorunda kaldı. Bizler bu oyuncularımızı kaybedersek ve taraftar olarak bu oyuncular neden oynamıyor, bu oyunculara neden şans verilmiyor diye sormazsak bu futbolcularımız gider böyle. Bizim futbolcularımız bunlar, Demirspor aşığı çocuklar. Sahada savaşacak, canını dişine katacak çocuklar. Nerede bu çocuklar? Nerelere gönderiyoruz?
Bir şeyleri düzeltebiliriz. Belki büyüklerimizin bizlere devrettiği mirası bizler de geleceğe daha iyi emanet edebiliriz.
Nasıl yaparız peki bunu?
- Adana Demirspor için kalıcı gelir kapısı oluşturulmalıdır. Bandırmaspor'un bile kendine ait otoparkı varken Adana Demirspor için kalıcı bir gelir kaynağının olmaması üzücü.
- Alt yapı güçlendirilmelidir. Adana Demirspor'un alt yapı maçlarına daha çok özen gösterilmeli. Adana'da yetişen futbolcular Demirspor'da oynaması için teşvik edilmelidir.
- A takımda alt yapıdan gelen futbolcuların sayısı arttırılmalıdır.
- Bizler taraftar olarak alt yapıdan gelen oyuncularımıza daha çok sahip çıkmalıyız.
- Adana Demirspor bir görüşün, zümrenin, grubun takımı değildir. Adana Demirspor HEPİMİZİNDİR.
HEPİMİZ taşın altına elimizi koymalıyız. Muharrem Gülergin gibi...Füze Selami gibi...
Demirspor için...
Demirspor bir halk takımıdır. Bizi tanımlayabilecek en iyi cümle bence bu. Demirspor dükkanını yeni kapatmış bir işçinin üzeri yağlı elbiselerle stada gitmesidir, Demirspor dersten yeni çıkmış bıyığı yeni terleyen bir dershane öğrencisinin Muharrem Gülergin tribününe girmesi için sırada beklemesidir, Demirspor bir askerin anadolunun ücra bir yerinde şafak sayarken ranzasının bir köşesine ADS yazmasıdır. Bu takımın sırtını yasladığı bir halk var. Her daim arkasında duran, bazen küsse de, darılsa da yine de kıramayıp maça gelen insanların takımıdır Demirspor. Bu takım hepimizin. Uzun yıllar çok cefa çektik, yeryüzünde bu kadar çok üzüntüye, kedere, talihsizliklere, hüzüne rağmen arkasında bu kadar destekleyicisi olan bir takım bir tane daha var mıdır bilmiyorum. Bizler bunun için de övünüyor değiliz. "Sokakta oynasan kaldırımda destekleriz" anlayışı bu kadar özümüze işlemiş.
Adana Demirspor'da Soner Tolungüç zamanında hiç şans verilmemiş bir Ergün Ulaş vardı. Alt yapıda defalarca gol kralı olmuş biriydi Ergün. Çukurova'nın İbrahimoviçi bile deniyordu kendisine. Süratlı, fiziği yerinde, gol atmak için yanıp tutuşan iyi bir forvet oyuncusuydu. Fanatik bir Adana Demirsporluydu. Demirspor maçını izlemek için kilometrelerce yürüdüğü zamanları bilirim. Gencecik yaşında bir ara A takıma yükseldi. Ne yaptı etti, günlerce çalıştı ama Soner Tolungüç hiç şans vermedi. Bir kere bile şans vermedi. Ergün şans bulamayınca Fethiyespor'a transfer olmak zorunda kaldı. Bizler bu oyuncularımızı kaybedersek ve taraftar olarak bu oyuncular neden oynamıyor, bu oyunculara neden şans verilmiyor diye sormazsak bu futbolcularımız gider böyle. Bizim futbolcularımız bunlar, Demirspor aşığı çocuklar. Sahada savaşacak, canını dişine katacak çocuklar. Nerede bu çocuklar? Nerelere gönderiyoruz?
Bir şeyleri düzeltebiliriz. Belki büyüklerimizin bizlere devrettiği mirası bizler de geleceğe daha iyi emanet edebiliriz.
Nasıl yaparız peki bunu?
- Adana Demirspor için kalıcı gelir kapısı oluşturulmalıdır. Bandırmaspor'un bile kendine ait otoparkı varken Adana Demirspor için kalıcı bir gelir kaynağının olmaması üzücü.
- Alt yapı güçlendirilmelidir. Adana Demirspor'un alt yapı maçlarına daha çok özen gösterilmeli. Adana'da yetişen futbolcular Demirspor'da oynaması için teşvik edilmelidir.
- A takımda alt yapıdan gelen futbolcuların sayısı arttırılmalıdır.
- Bizler taraftar olarak alt yapıdan gelen oyuncularımıza daha çok sahip çıkmalıyız.
- Adana Demirspor bir görüşün, zümrenin, grubun takımı değildir. Adana Demirspor HEPİMİZİNDİR.
HEPİMİZ taşın altına elimizi koymalıyız. Muharrem Gülergin gibi...Füze Selami gibi...
Demirspor için...
1 Mart 2012 Perşembe
Botaşspor- Kayseri Kaski
Bugün hayatımda ilk defa bir bayan basketbol maçına gittim. Adana'da soğuk havaya rağmen (alışık olmadığımız cümleler) Adnan Menderes Kapalı Spor salonu neredeyse tamamen doluydu. Elbette bunda Adana Demirspor'un taraftar grubu Şimşekler Grubu'nun etkisi büyüktü.
Maç müthiş bir atmosferle başladı. Botaşspor sahaya Demirspor atkısıyla çıkarak bizlere güzel bir jest yaptı. Maçın ilk dakikalarında başlayan Botaşspor'un istekli oyunuyla ilk periyodu 24-19 kapattık İkinci çeyrekte fark bir ara 10 sayıya kadar çıkınca "bu maçı alırız" diye düşünüyordum. İlk karşılaşmada Kayseri bizi 12 sayı farkla yendiği için; fark en az 12 sayı olmalıydı. İkinci yarı 41-33 önde girdik lakin ikinci yarı Kayseri farkı azalttı ve maç sonucunda 71-66 yenmemize rağmen FİBA Eurocup'ta bu skor finale taşımadı bizi. Maçla ilgili aklımda kalacak olan notlar:
- Şimşekler Grubu destekledikçe destekledi. Bir dakika bile susmadılar. Şimşekler Grubunun olduğu bir yerde başka bir kazanan olamaz.
- Maç sonunda büyük kaptan diyerek çağrılan Nilay Kartaltepe için " İŞTE GERÇEK ŞAMPİYON" tezahüratı kaptanımızı soyunma odasına ağlayarak gönderdi. Maçın en duygusal anıydı o an.
- Courtney Paris 20 ribaund almış. İnanılmaz ribaund alıyor gerçekten. Savaşıyor adeta. Lakin aynı becerisinin el becerisinde olduğunu söylemek zor. Savunması da kötü. Yine de maçın en dikkat çeken isimlerinden biriydi Paris.
- Kayseri Kaski başkanı maç sonucunda Şimşekler Grubunu tebrik etti.
- Bayan basketbolu gerçekten zevkli bir spor. İzlerken çok keyif aldım, eğlendim.
Not: Fotoğraf sporcukurova.com'dan alınmıştır.
Maç müthiş bir atmosferle başladı. Botaşspor sahaya Demirspor atkısıyla çıkarak bizlere güzel bir jest yaptı. Maçın ilk dakikalarında başlayan Botaşspor'un istekli oyunuyla ilk periyodu 24-19 kapattık İkinci çeyrekte fark bir ara 10 sayıya kadar çıkınca "bu maçı alırız" diye düşünüyordum. İlk karşılaşmada Kayseri bizi 12 sayı farkla yendiği için; fark en az 12 sayı olmalıydı. İkinci yarı 41-33 önde girdik lakin ikinci yarı Kayseri farkı azalttı ve maç sonucunda 71-66 yenmemize rağmen FİBA Eurocup'ta bu skor finale taşımadı bizi. Maçla ilgili aklımda kalacak olan notlar:
- Şimşekler Grubu destekledikçe destekledi. Bir dakika bile susmadılar. Şimşekler Grubunun olduğu bir yerde başka bir kazanan olamaz.
- Maç sonunda büyük kaptan diyerek çağrılan Nilay Kartaltepe için " İŞTE GERÇEK ŞAMPİYON" tezahüratı kaptanımızı soyunma odasına ağlayarak gönderdi. Maçın en duygusal anıydı o an.
- Courtney Paris 20 ribaund almış. İnanılmaz ribaund alıyor gerçekten. Savaşıyor adeta. Lakin aynı becerisinin el becerisinde olduğunu söylemek zor. Savunması da kötü. Yine de maçın en dikkat çeken isimlerinden biriydi Paris.
- Kayseri Kaski başkanı maç sonucunda Şimşekler Grubunu tebrik etti.
- Bayan basketbolu gerçekten zevkli bir spor. İzlerken çok keyif aldım, eğlendim.
Not: Fotoğraf sporcukurova.com'dan alınmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


