22 Temmuz 2012 Pazar

Bazen insan


Otogarlar hüznün adresidir.
Şehirlerarası otobüs yolculuğumun durağıydı o hüznün adresi benim. Kendi halimde “mola 20 dakikadır”  uyarısına sadık kalmak için otobüsün dibinde bekliyordum öylece.  Yaktım bir sigara, etrafa bakarken bizim otobüsün yanında duran komşu otobüsün arkasında bir ağlama sesi duydum.  Meraktan çatlamamak için oraya doğru yürümeye başladım, bir çift konuşuyordu,  volta atmaya başladım, sanki onları dinlemiyormuşum gibi bir tavır takındım…
Kadın o kadar çok hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ki:
-          Bir daha birbirimizi asla görmeyecek miyiz şimdi? diye sordu. Adam “erkek” olmanın kendisine verdiği ağırlıkla kadına sus işareti yaptı. Etrafa baktı. Kadının sorusuna da hayır anlamında kafa salladı.
Kadın bunun üzerine daha çok gözyaşı dökmeye başladı.  Adam gergin bir hâl içerisindeydi. Sürekli saatine bakıyor,  kendisini ağlamamak için zor tutuyordu sanki.
Kadın: Bana gitme de, yalvarırım gitme de bana yırtıp atayım şu bileti. Alayım bavulumu, kalırım, sonsuza dek yanında kalırım, yeter ki gitme de!  Bir inat uğruna…
Kadın sözünü tamamlayamadan.
Erkek: Sen gidecen ya, canımın yarısı da bu otobüsle birlikte gidecek. Ama gitmek zorundasın işte. Sen de ben de biliyoruz ki gitmek zorundasın. Git! dedi ve daha fazla dayanamadan gözünü silmeye başladı.
Kadın bunun üzerine daha çok ağlamaya başladı. Muavin, idam kararını veren bir yargıç gibi “Herkes  otobüse, Kastamonu yolcusu kalmasın!” diye bağırdığında birbirlerine öyle bir sarıldılar ki… Tüylerim diken diken oldu. Gidip salak mısınız,madem seviyorsunuz, neden ayrılıyorsunuz?  Diyecektim ama bu gücü bulamadım kendimde…
Çünkü biliyorum ki insan bazen gerçekten de gitmek ya da gidene el sallamak zorundadır. Gözü yaşlı olsa da… Ne olursa olsun bazen hayat bizi bir şeylere zorlar.
Adam el salladı. Otobüsün açısı kaybolana dek baktılar birbirlerine son kez …Adam cebinden çıkardığı mendil ile gözünün yaşını sildi. Şehrin kalabalığına karışmak üzere yürüdü. Kadın biletini yırtamadı…
Gitti.