8 Temmuz 2013 Pazartesi

Kibir Ve Öfke

Öfke ve kibir yenilgidir. Sevgi ve umut aşıla insanlara. İyilik kendine yaptığın iyiliktir. Kendi ruhuna, özüne, benliğine. Kibir sadece kendinden uzaklaşmanı sağlar ve olduğundan daha farklı biri olduğuna inandırır. Farkında olmadan batarsın, bu yüzden kibir yeryüzündeki hemen hemen her dinde ve felsefi öğreti de yasaklanmıştır. En saçma diye tabir ettiğiniz görüşlerde bile kibir çok büyük ayıp sayılmıştır. Öfke de kibrin sosudur. Şimdiye kadar hiçbir insan bu iki duyguyla mutlu olamamıştır. Yaşamın özü saf sevgiye ve iyiliğe dayanır bu yüzden. Kendine bir iyilik yapmak istiyorsan git görme engelli bir çocuğa kitap oku, işitme engelli bir çocuğa işaret diliyle masal anlat, kütüphanesi olmayan bir köy okuluna kütüphane yap. Seni kurtaracak olan bu, evet sadece bu, yaptığın yardım aslında en çok kendi benliğine olacaktır! -daha iyi bir insan olmak için- Öfke ve kibirle sadece daha çok batarsın! Kendi sonunu hazırlarsın!

                                                                                                       Hakan Altay

1 Temmuz 2013 Pazartesi

6

Sosyal medyadaki en gıcık olduğum tip: Her konu hakkında bir fikri vardır. Hiçbir zaman fikrim yanlış mi diye düşünmez, bildiği doğru onun için şüphesiz doğrudur. Aksi düşünülemez. Düşünülmesi teklif dahi edilemez. Tiyatroya gitmez, kitap okumayı sıkıcı bulur, bale opera gibi sanatlarla aklınca dalga geçer.  Sinema diye bildiği şey düşük çözünürlükle izlediği filmlerdir.  Tartışmaya bayılır. Yeter ki tartışsın, karşısındaki insana derdini anlatmak için küfür de dahil her türlü yolu dener.

Velhasıl-ı kelam, ego mastürbasyonu yapmaya bayılan, biraz daha akıllı olsa geri zekalı olabilecek sığ beyinli bu tipleri görür görmez engelleyin. Kitap okumayan bir insanla asla tartışmayın. Değmez.

                                                         Hakan Altay

Karalama

Hayat alışkanlıklarımız üzerine kurulu. Bu alışkanlıklarımız bizi bir süre sonra yaşam içerisinde bazı ön yargılara götürebiliyor.

Farkında olsak da olmasak da bir süre sonra hayatımız tamamen alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdan ibaret oluyor. Bu da bizi bencilleştiriyor.  Bu bencillik bir süre sonra empati yoksunluğuna kadar varabiliyor. Hayatın sadece kendimizden ibaret olduğu yanlışına sürükleyebiliyor. Bize benzemeyen her insanı potansiyel bir tehlike olarak görmemize yol açabiliyor. Oysa  hayat sadece bizden ibaret değil; hayatın içerisinde birçok farklılıklar var. Bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi giyinmeyen, bizim gibi içmeyen, bize hiçbir şekilde benzemeyen insanlar da var bu hayatta. Bu insanların sayısı her zaman da bizim sayımızdan çok daha fazla. O insanlar ne potansiyel bir tehlike arz ediyor ne de yanlış bir hayatı yaşıyorlar. Herkes kendisi için en doğru hayatı yaşıyor. Bize göre doğru olan bir şey, başkası için çok yanlış olabilir, keza aynı şekilde bizim için çok yanlış olan bir şey de başkası için çok doğru olabilir. Bir şeyin doğru ya da yanlış olması kişiden kişiye göre değişebilir vesselam. Lakin gerçek farklıdır. Gerçek bir hayatı kimin yaşadığını asla bilemeyiz. Bizim doğrumuz bizim için gerçeklik arz ettiği için o yaşamı sürdürürüz ya peki doğru dediğimiz hayat gerçek değilse? Tamamen yalanlar üzerine bir hayat inşa etmişsek kendimize? Yalanlar üzerine inşa edilmiş bir hayat yaşanmaya değer bir hayat mıdır?

Soruları arttırabiliriz. Burada asıl bilmemiz gereken nokta şu: Eğer yaşadığın hayatın, inandığın şeylerin ve hayata baktığın pencerenin "herkes için en doğrusu," olduğuna inanıyorsan tipik bir kaybedensin. Hayatın boyunca her daim kaybetmeye mahkum bir hayatı yaşarsın. Sana benzemeyen insanlara bu yüzden saygı duymak zorundasın. Bu karşındaki insana sunduğun bir lüks değil aksine kendine duyduğun saygının bir göstergesi. Kendin olmanın bir gereği, kendini gerçekleştirmenin ön koşulu.

Aksi takdirde yaşayacağın hayat yaşanmaya değmez bir hayat olacaktır.

26 Haziran 2013 Çarşamba

4

Bazen gitmek gerekir.

Arkana bakmadan, sormadan, gitmek... Nedensizce gitmek, arkada birçok belkiler bırakarak gitmek gerek...

Nereye gidersen git yine aynı yere geleceğini bile bile gitmek gerek işte bazen! Sadece gitmek...

                                                                                               Hakan Altay







19 Haziran 2013 Çarşamba

Sosyal Frekans

Bu cumadan itibaren her cuma radyo Seyhan'da saat 20:30'da Sosyal Frekans programını sunacağım...

15 Haziran 2013 Cumartesi

Bizim

Bizim masallarımız var, ninelerimizin belleğinde, bir düşün içerisinde,  bir varmış bir yokmuş diye başlar, türkülerimiz var sonra; yeryüzünün en büyük şairlerini getir, önünde baş eğer. Destanlarımız var bizim, nice yiğidi içinde taşır, anlatmaya ömür yetmez. Bizim sevdalarımız var sonra, dağları taşları delen Ferhat'larımız var. Bizim halaylarımız var, başı sonu belli olmayan, uzadıkça uzayan, horonlarımız var, kemençenin büyüsüne kapılan yüreklerimiz.  Bizim tarihimiz var, nice aslanları içinde taşır.

Bizim umudumuz var.

                                                           Hakan Altay

4 Haziran 2013 Salı

Okuma Notları

"Velhasıl dünyada bir cennet inşa edersen, ölümle cennete yatay geçiş yaparsın. Asıl hayat cennettedir. Demek ki dünyada mümkün olduğu kadar yaşatmaya bakmak gerek. Fidan dik, kuş besle, evlat büyüt, umut ve sevinç aşıla... İnsanlar senin yanındayken cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan, aksine ödüllendirilen, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumda, özgür hissederlerse sen, bulunduğu yeri cennete benzetmişsin demektir. Cennetin inşaatında bir mühendis, mimar, usta, kalfa, ya da işçi olarak çalışıyorsun demektir. Yok, eğer öldürürsen, yaşatmazsan, beslemezsen, yaşama azmi aşılamazsan; insanlar kendilerini senin yanında cehennemin dumanında boğulur gibi sıkıntılı, üzgün, baskılanmış, boyunduruk altında, kısıtlanmış, suçlu, mahçup, rahatsız, cezalandırılmış mahrum... hissederlerse, sen cehennem kurmuşsun demektir. Zebanileşmişsin. Burada kendi ellerinle bina ettiğin cehennemden, öldüğün anda ahret cehennemini boylarsın"

Not: Yukarıdaki parça Murat Menteş'in Ruhi Mücerred adlı son kitabından alıntılanmıştır.